Arşiv > Basılı Yayınlar > > 2042 SIFIR YILI

2042 SIFIR YILI

Kategori : Yayıncı : Yayın Türü : Tarih : 01/04/2014

ALINTI

Bağırdım hiç beklemeden. “Dikkatli olun. Bu ev bir ICU de­dektifine aittir. Müdahale etme yetkiniz yok. Sizi uyarıyorum.” Koridorda yankılanan sesimin pek de etkili olmadığı kapıya inen şokla ortaya çıktı. Tahta, koridorun duvarına çarptı parçalara ayrılarak. Ardından yere değen bir metal sesi uyardı kulağımı. Bunu bekliyordum. Kör edici parlama ve paralize edici bir ses gelecekti devamında. Başımı yastığa gömüp bir saniye bekleye­rek doğruldum. Artığı bile yeterince etkiliydi. Bir an kalbimin durduğunu sandım. Vücut tepkimelerini takmamak zorunday­dım. İçeriye başlarında ışıklarıyla dalan iki gölgeyi zorlukla fark ettim. Sıkışmış göğsümün izin verdiği kadarıyla nefesi içime çe­kip silahlara asıldım. Şok onları mutfağa uçururken karşı darbe, komodini alıp bana vurdu. Arkaya devrilip pozisyonumu aldım. Modu değiştirip bir patlayıcı gönderdim kapıya. Aralıktan geçip merdivenlere düştü. Orada büyük bir telaş yaşandı. Onlara yeter­li zaman bırakmıştım. Patlama apartmanı sarsıp inletirken araya 161

HAKKINDA

“Üç boyutlu reklam panoları ve kişiye özel hologram afişler, boş addettikleri manzarayı ele geçirip gözlerime tecavüz etmeden hemen önce kırıtmayı başardı. Şehrin kurtarılmış bölgelerinin manzarası işbirlikçi tüketim kölelerinin hizmetine sunulmuştu. Fındıklı’dan yukarıya saptım. On binleri yutan o planlı deprem, yani geçmiş yüzyılların gördüğü kumpasların en iğrencinden sonra ranta açılan tepe, Komma denen kompleksle tamamen kaplanmış; arabalara, devasa duvarların ortasında on metrelik koca kapılardan yol verilmişti.”

Çağan Dikenelli, 2042 yılında geçen ve Türk edebiyatında görmeye alışık olmadığımız bir ustalıkla kurguladığı romanında, distopya ile polisiye edebiyatı harmanlıyor. 2042-Sıfır Yılı kışkırtıcı, hayal gücü ve temposu yüksek bir roman…

İncelemeler

Son romanın, 2042 Sıfır Yılı [Labirent Yayınları] geçtiğimiz aylarda “Bir distopya polisiyesi” başlığıyla Labirent Yayınları’ndan yayımlandı. Kitabını görünce, Ray Bradbury’nin Fahrenheit 451, Aldous Huxley’inCesur Yeni Dünya kitaplarını hatırladım. Türk edebiyatında bu tarzda yazılmış romanların -bazı girişimler olsa da- olmadığını biliyorum. Böyle bir roman yazmış olmanı, cesurca bir girişim olarak görüyorum. Merak ettiğim şey şu: Bu alanda roman yazma fikri nasıl oluştu?

Sistem tarafından önümüze günde üç öğün konulan yapay gündem, benliğimizi sürekli, gelecek üzerine kaygı dolu düşünme seanslarının, toplantıların, tefekkürlerin gerçekleştirildiği bir tımarhane odasında tutuyor. Bilinçaltı hassas burnuyla yaklaşan kaosun, is ve yanık kokusunu alıp huzursuz bir şekilde inlerken, ‘ben’, gün boyu boş işleri tartışarak kendisini ve çevresini kandırmakla mutluluğa kavuşacağını zannediyor. Sanatçının sorumluluğu ise bilinçli bir şekilde acı çekmek, yaklaşan distopyaya parmağını uzatıp ‘görüyorum’, diye bağırmak, her şeyin farkında olduğunu haykırmak ve örgütlenmek. Söylemek istediğim, o zaman parçası, yani 2042, tüm karanlığıyla üstümüze aynen anlatıldığı gibi çökecek. Dünya, Doğu-Batı Federasyonları olarak bölünecek, varoşlarda ve yasak şehirlerde büyüyen Hayalet Yoldaşlık kemikleşmiş sömürü devletlerini kıyısından ısırmaya, canını acıtmaya başlayacak. İşte böyle bir ortamda dahi, yansız bir alanda, kimsenin adamı olmadan, kalbinin sesini dinleyerek akıp giden, hiçbir güce boyun eğmeyen özgür bir ruh, bir ‘Metin dedektif’ olacak. Dashiell Hammett gibi ustalara duyulan, genlere kodlanmış evrensel saygı bunu emrediyor.